|
Bilindiği üzere, bankacılık faaliyetlerinden banka kredi işlemleri sosyal hayatımızda, para piyasası ve ekonominin işleyişi ve önemli denge unsurlarından biri olarak karşımıza çıkar. Finans hareketleri olarak reel kesimi esaslı ilgilendiren bankacılık faaliyetlerinden banka kredi işlemleri gerek bankalar kanunu ve gerekse SPK kanunu gereği Banka tarzı kuruluşlarının tekelinde işlemleridir. Bankaların reel kesime, tüccara, esnafa yani üreten insana açtıkları kredilerde, açılan kredi ile ilgili olarak , kredi alan ve borçlanan tarafın hak ve yükümlülüklerini ve sorumluluklarını bilmeden , bilinciz kredi kullanması sosyal hayatta kredi kullananın başını ciddi bir şekilde zor durumda kalmasına neden olmakta, ve ekonomik açıdan olumsuzluklara neden olabilmektedir. Bu nedenle bu konuda bilgilendirmenin yararlı olacağını düşündük. Öncelikle ekonomi literatürü açısından krediyi kullanacak reel kesim işletmecisinin gerçekten işletmesinde kredi kullandırmayı gerektirecek durum olmalıdır. Krediyi kullandığında bu kredinin işletmede kullanılmadığının saptanması halinde vergi mevzuatı açsından kredi ile ilgili faiz giderleri ve sair feri giderlerin gider olarak kabul edilmeyeceği ve mali mevzuat açısından soruna neden olacağı, krediyi işletmeden çeken şirket ortağı açısından da örtülü kazanç olarak değerlendirileceği ve cezalı durum yaratacağı unutulmamalıdır. Kredi kullanacak işletmenin bilanço rasyoları kredinin vadesi geldiğinde geri ödemeye müsait olmalıdır. Yoksa kredinin geri ödenmesinde zorlanılacağı ve yeni finans maliyetleri ve sorunlara neden olacağı unutulmamalıdır. Yani bilançoda dönen varlıkların kısa vadeli yabancı kaynaklara oranı (bir ) den büyük olmalıdır. Her ne şekilde olursa olusun İşletmede kullanılan kredinin faiz komisyon vs ad ve nam altındaki finans giderleri mali kar tespiti açsından GVK nun 40.cı maddesi kapsamında işletme ile ilgili indirilmesi caiz giderdir. Ancak bunun bir istisnası vardır, eğer işletme yeniden değerleme yapıyor ise veya stoklarını son giren ilk çıkar metodu ile değerliyor ise bu işletmeler GVK nun 41/7 maddesi kapsamında faiz giderlerinin Maliye bakanlığınca tebliğ ile ilan edilen bir kısmını mali kar tespitinde gider olarak indiremezler. Bu işlem arındırma olarak uygulamada yerini bulur ve bu oran kadar ki kısım ticari karda gider olarak kabul görürken mali karda kanunen kabul edilmeyen gidere virmanlanır. Ekonomi, mali ve muhasebeye dayalı bu kısa bilgilendirmeden sonra , banka kredi faizi ile ilgili hukuki boyut hakkında da açıklamalara yer vermek istiyorum. Banka kredi sözleşmeleri oluşum yönünden resmi şekil kuralına tabi değildir. Adi yazılı şekilde bir kredi sözleşmesi geçerli ve usulidir. Ancak banka kredi sözleşmesinin noterden tasdikli olarak resmi şekilde düzenlenmesi, sözleşemeye ilam hükmü kazandırır ve banka açısından ilamlı icra yolu ile takip hakkı sağlar. Bir banka kredi borç ilişkisinde, bu kredi borcuna kefil olan kişinin hukuki durumu nedir, sorumluluğu hangi hallerde başlar, sorumluluklar ne türlü olabilir ve nereye kadar devam eder. Kefalet sözleşmeleri borçlar kanunun 483 ve müteakip maddelerinde açıklanmıştır. Kefilin sorumluluğunun doğması ve kredi sözleşmelerinde kefaletin geçerli olması için kefaletin yazılı bir sözleşme ile yapılması , borçluya kefalet edilen meblağ açıkça sözleşmede belli edilmelidir. Bu iki önemli yasal unsuru kapsamayan kefalet sözleşmeleri geçersidir. Yani kefil limitle ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Örneğin, 10 milyar TL. tutarındaki bir banka kredi borcunun 3 milyar TL. sini kefil olunan bir borçla ilgili bankaya asıl borçlu kişi borcunu ödememiş olsun. Bu durumda banka hem borçluya ve hem de kefile borcun ödenmesi için ihtarname keşide etsin. Bu olayımızda asıl borçlu 10 milyar TL. nin ve ihtar tarihinden itibaren işleyecek akdi faizinden sorumlu olur iken, kefil sadece 3 milyar TL. limitten ve bu limite noterden keşide edilen ihtarname tarihinden itibaren işleyecek akdi temerrüt (taraflarca kararlaştırılmış faiz oranı) faizinden sorumlu olur. Banka kredilerine kefalet; adi kefalet ,müşterek borçlu ve müteselsil kefalet şeklinde sözleşmeye bağlanması mümkündür. Her iki şekilde ki kefalet şekli süreli ve süresiz olarak sözleşmede düzenlenebilir. Kefil ; banka kredi sözleşmesine adi kefil sıfatı ile imza atmış ise, alacaklı banka önce alacağını aslı borçludan talep eder ve asıl borçluyu takip eder. Asıl borçlu bu talep veya takibe karşın verilen vadede borcunu ödemez ise, alacaklının adi kefil üzerinde takip hakkı doğar ve bu aşamadan sonra kefil ile ilgili olarak takip yapabilir. Alacaklı banka önce kefil üzerine gider ise, kefil borca adi kefaletle kefil olduğunu beyanla alacaklının önce asıl borçluya müracaat etmesi gerektiği def’ini (beyanı, itiraz) ileri sürebilir. Müteselsil kefalet ve müşterek borçlu sıfatıyla kefil olunmuş ise, alacaklı banka; alacağını isterse asıl borçludan, isterse kefillerden talep ve takip edebilir, kefiller önce asıl borçluya müracaat edilmesi gerektiği ileri süremez. Her iki halde de kefil borcu ödemek zorunda kalmış ise, genel hükümlere göre kefil sıfatıyla ödediği parayı asıl borçludan talep edebilir. Müşterinin yazılı kredi sözleşmesine dayalı olarak bankaya kredi borcunu ödediğini, ancak yazılı belge ve kredi borcuna mahsuben ödeme şerhini içeren dekont ile kanıtlayabilir. Kefilin ölümü, kural olarak asıl borçlunun kefilin ölüm tarihine kadar yaptığı banka kredi işlemlerinden doğan kredi borcunu ortadan kaldırmaz, kefilin ölüm tarihi itibariyle bakiye banka kredi borcunun işlemesi muhtemel faiz ve feri giderlerinden kefilin mirasçılarına borç sirayet eder. Yani kefilin mirasçıları kefilin mirasını ret etmemişler ise , ölüm tarihine kadar ölenin kefil olduğu banka kredi borcundan ve ferilerinden sorumlu olurlar ve ödeme yükümü altına girerler. Kefil üslendiği limit ile ve kendi temerrüdünden (borcu ihtara rağmen ödemeyi geciktirmesinden) sorumludur. Banka kredi sözleşmesinde kefalet limiti belirtilmemiş ise, o zaman ; banka kredi sözleşmesine kefil sıfatıyla imza atanlar , banka kredi sözleşmesinde yazılı olan veya asıl borçluya açılan kredi miktarı ile sorumlulukları söz konusu olacaktır. Yukarıdaki örnekten yer verecek olur isek, kefiller açılan 10.000.000.000.- TL kredi borcundan, kendilerine ihtar veya ihbar tarihinden itibaren ve kendi temerrütlerinden (geciktirmelerinden) sorumlu olacaklardır. Uygulamada, Bankalar; banka kredi sözleşmelerindeki kredi sözleşmesi miktarı, kefillerin sorumlu olacağı limit miktarı , akdi faiz ve temerrüt faizi bölümünü boş bırakmaktadırlar. Yani asıl borçlu ve kefilin bir yerde açığa imzasını almaktalar, sorumluluk miktarını bazen rakamla yazmaktalar , yazı ile yazmamaktadırlar, risk gündeme gelince sözleşeme üzerinde tek taraflı düzenlemeler hayatın olağan akışı içinde her zaman karşımıza çıkmaktadır. Bir önemli husus ta ; reel kesim banka kredi borçlusunun daha önce açılmış bir krediye artırımlarda söz konusu olmaktadır. Bankalar artırılan kredi için ek genel kredi sözleşmesi düzenlenmekte ve bu ek düzenlenen kredi sözleşmesine yeni kefil isimleri yazılmaktadır. Risk meydana geldiğinde de , bankalar ilk kredi sözleşmesi ile ek kredi sözleşmesindeki kefillerin tamamına tüm borçtan ve ayrı ayrı ihtarname keşide etmekte müteselsil borçlu sıfatıyla üzerine gitmektedir. Halbuki yukarıda arz ettik kefilin limitle sorumlu olduğunu, böyle bir ihtarı alan kefil daha icra muamelesine maruz kalmadan limit fazlası ihtarın geçersizliğini sağlamak için derhal asliye ticaret mahkemesinde menfi tespit davası açabilir. İcra geldikten sonra da bu davanın açılması mümkün ise de , icrayı durdurmayacağı gibi bir de davayı kaybeder ise % 40 icra inkar tazminatı ödenmesi sonucu doğurabilir. İcradan sonra dava açılmasının tek avantajı haksız icraya maruz kaldığından, ancak lehine biter ise , bankadan genel hükümlere göre tazminat talep edebilir. İhtarname aşamasında açılacak davalarda bu riskler yoktur. Sadece aleyhte karar çıksa sadece mahkeme masrafı riski vardır. Yine uygulamada karşımıza çıkabilen diğer bir durum, Örneğin banka ( A ) kişisine 1992 de bir kredi sözleşmesi ile 1.000.000.000.- TL kredi açmıştır. Bu kredi ödenmiş ve kart kapanmış kredi konusuz kalmıştır. Banka bu ( A ) kişisine daha sonra 1994 de bir kredi sözleşmesi ile 5.000.000.000.- TL kredi açmıştır. Bu kredi de ödenmiş ve kart kapanmış kredi konusuz kalmıştır. Banka bu ( A ) kişisine 1996 de bir kredi sözleşmesi ile 10.000.000.000.- TL kredi açmıştır. Bu kredinin ödenmesi aşamasında risk meydana gelmiştir. Bankalarda çok nadir de olsa bazen bu üç kredi sözleşmesi sanki birbirinin ekiymiş gibi birbirine eklenmekte ve üç kredi sözleşmesinin toplamından , her kredi sözleşmesinin kefillerine müracaat edilebilmektedir. Yine bankalarda kayıt nizamı açsından kayda dayanak olan belgeler, vergi mükelleflerinde olduğu gibi noter tasdikli veya maliye mühürlü olmadığı gibi, üst kurullarınca da bir tasdik standardı bulunmamaktadır. Bir banka şubesinde düzenlenen bir dekontun her zaman yok edilmesi, yırtılması ve yeniden düzenlenmesi veya değiştirilebilmesi mümkün bir durumudur. Bu nedenle bize göre kredi cari hesap kartlarının işleyişi, faiz hesapları, muhtelif gider adı altındaki yüklemeler de sağlıklı değildir. Bu konuda her zaman sorunlar yaşanabilir. Yani sağlıklı düzenlenmiş bir genel kredi sözleşmesinde diyelim ki kredi faiz oranı % 90 olsun , cari hesap dönemi örneğin üç ayın bitiminde banka verdiği krediyi % 90 yıllık faiz ile üç aya göre adatlandıracak ve bu faiz miktarı ödenmez ise, kredi borcuna ilave edilecek ve yeni dönem için toplamı üzerinden yeniden faiz işleyecektir. Diyelim ki , Tam bu aşamada bankanın faiz oranı % 150 ye çıksın , bunun kredi borçlusuna tatbik edilebilmesi için bankanın faiz oranındaki artışı kredi borçlusuna tebliğ etmesi gerekir. Aksi halde yeni faiz oranına göre çıkarılan hesap hatalıdır. Yüksek Yargıtay bu tür uygulamaları yasal ve usuli bulmamaktadır. Yüksek Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre, Medeni Kanunun Dürüstlük kuralı gereği mutlaka faiz oran artışının geçerli olabilmesi için , artan faiz oranının kredi borçlusuna yazılı olarak ihbarı gerekmektedir. Yine kredi ödemesi aşamasında taraflardan biri olan borçlunun kredi ödeme yükümlülükleri adı altındaki edim yükümlülükleri , hayatın olağan akışına göre ve ekonomik bulguların ve genel bütçe hedeflerinin ön görmediği koşullarda artması halinde emrevizyon kuralının işleyeceğidir. Nitekim bu bağlamda dövize endeksli krediler ve tüketici kredilerinde , Mahkemeler birçok tedbir kararları vermiştir. Yine , uygulamada bir başka sorun; Var sayalım ki ; kredi borçlusu temerrüde düşmüştür. Borcunu ödeyememiştir. Banka kredi hesabını kal etmiş (kredi hesabını kesmiş) banka kredi borçlusuna ihtarname çekerek borcunu bildirmiş ve temerrüde düştüğünü ihtar etmiştir. Artık bu ihtar tarihinden itibaren ihtarnamede bildirilen para asıl alacaktır , bundan sonra bu alacağa eskiden olduğu gibi üçer aylık devre faizleri eklenerek ana paraya eklenemez. Kredi borçlularının haricen ödemelerinde bu konuda dikkatli olmaları gerekir. Aksi halde “... ver ver yetmiyor, öde öde bitmiyor...” sloganı burada da geçerli olur. Yine 6802 Sayılı yasa gereği alınan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi de, kanundaki mükellef ve ödeyen açısından uygulamada büyük haksızlık yaratmaktadır. Vergi bir kamu finansman aracı olduğu kadar , gelir dağılımında da bir sosyal politika aracıdır. 6802 Sayılı Gider vergisi kanunda Banka Sigorta Muameleri Vergisinin mükellefi ; emredici hüküm ile “... banka ve bankerler ...” olarak tanımlanmıştır. Ancak bankalar ve bankerler , karınca duası gibi düzenlenen genel kredi sözleşmesi ile anılan yasa gereği yasanın emredici hükmü ile mükellef oldukları vergiyi , mevzuatı delerek ve sözleşme hukukunun sınırlarının çizilmemesinden yararlanarak , kredi borçlusuna yansıtmaktadırlar. (hukuk dili ile inikas ettirmektedirler.) Halbuki verginin (yansıtılması) inikası , yani finans kesiminin ödemekle yükümlü olduğu banka ve sigortaları muamele vergisini , Borçlar kanundaki sözleşeme hukukunda ki sözleşme serbestisi ilkesinden yararlanarak borçlunun sırtına sarması ahlaki değildir. Borçlunun ödeme şartlarını ağırlaştırdığı gibi, vergiden kaçan (vergiden kaçma , tanım olarak ; yasanın boşluğunu bularak suç işlemeden alınması gereken vergi ödemekten kurtulmaktır. ) bankanın ödemekle yükümlüsü olduğu banka ve sigorta muameleleri vergisini , kredi borçlusunun kredi borcuna girerek ve eklemek suretiyle sonuçta kredi borçlusuna ödettirmesi bankanın başkasına ödettirdiği banka ve sigorta muamele vergisi kadar haksız zenginleşmesine yol açmaktadır. Sivil toplum örgütlerinin finans kesim ile görüşmelerinde yasa koyucunun arzulamadığı ve kabul etmediği ve ahlaki olmayan bir durumu veya yasal düzenlemelerde bu hususu anlatmaları da , önemli bir husustur. Özetle , bankada kredi açtıranların dikkat etmesi gereken hususları şöyle sıralayabiliriz. - Bankada düzenlenen genel kredi sözleşmesinin sorumluluk limitlerinin rakamla ve yazı ile yazılı olup olmadığına dikkat etmelidir. Uygulanacak faiz oranı ve temerrüt faiz oranının yazılı olup olmadığını incelemelidir. - İmzaladıkları genel kredi sözleşmesinin bankaca onaylı bir fotokopisini almaları yararlarına olacak ileride mağduriyetlerini asgariye indirecek olmazsa olmaz dikkat edilmesi gereken önemli bir gerekliliktir. Bu hususa dikkat etmelidir. - Bankadan genel kredinin işleyişi ile ilgili mutlaka hesap ekstrası alınmalı , hesap işleyişinde borçluyu mağdur eden bir işlem var ise bir ay içinde düzeltme ile ilgili ihbarname keşide edilmelidir. Faiz oranlarının artışına ilişkin tebellüğ belgeleri ve bu belgedeki geçerlilik tarihleri iyi incelenmelidir. Eğer ihbar tarihinden geçmişe yönelik yüksek faiz oranı uygulanacağı bildirimi var ise bu hatalı bir işlemdir , bu konuda hukuki haklar kullanılmalıdır. - Bir kredi borcu kapandığında mutlaka, ama mutlaka bankadan açılan hangi no lu ise ve ne kredisi ise bu kredinin bittiğine dair bankadan mutlaka yazılı ibra alınmalıdır veya son ödenen banka tahsilat makbuzunun üzerine ibra yazdırılmalıdır. Bu şekilde banka kredisi ile ilgili alınacak bir ibra , muhtemel sorunlarda bu kredi borcunun sona erdiğinin ispatı açısından ve gereksiz sorunların çıkmaması açısından son derece önemlidir. Bundan sonra ki makalemizde, banka kredi sözleşmelerinde alınan ipotek ipoteğin kefile etkisi, özellikle kredi kartları uygulamasında öne çıkan ve uygulama alanı bulan başkasının fiilini taahhüt şeklindeki hukuki sorunlara değineceğiz. Yararlı olması dileğimizle, saygılarımızla,
Mustafa DönmezGediz Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
|