>>
İŞ GÜVENLİĞİ VE  İŞ KAZALARINA DAYALI ÖDENEN RÜCUEN TAZMİNATLARDA KUSUR NİTELEMESİ

1.GENEL BİLGİ

Bir işletmede meydana gelen iş kazasına dayalı olarak  iş kazalarına dayalı olarak ödenen tazminatlar,  kazaya uğrayan işçi ve işçinin tedavi gideri ve sürekli iş görmezliğini tazmin eden SSK karşısındaki sorumluluğun sınırını çizilmesi ve bu bağlamda zarara muhatap olmak işverenin kusurlu olma nitelemesine dayalıdır.

SSK işçi açısından sağlık giderleri harcaması yapmakta ve ayrıca iş kazaları ve meslek hastalığı prim tahsilatına dayalı olarak ta , işçiye geçici veya sürekli iş görmezlik tazminatı aylığı bağlamaktadır.

506 Sayılı Yasanın 11.ci maddesinde de 1475 sayılı İş Yasasının 73*82.ci maddelerinde  iş kazasının genel çerçevesi çizilmiştir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumunun 10. ve 26. maddelerinde iş kazası ve meslek hastalığı halinde SSK’nın işverene rücu edebileceği durumlar açıklanmış, 1475 sayılı iş yasasının 5.ci bölüm 73-82 maddeleri arasında da işverenin iş kazalarından  işçiye karşı sorumluluğu düzenlenmiştir.

İş kazalarına dayalı zararlar iki ana başlıkta ortaya konmuştur.  Maddi tazminat ve manevi tazminat

Maddi zararlar  nedeniyle istenecek maddi tazminat dört ana başlıkta toplanabilir.

1.1   Cenaze giderleri ( iş kazasına maruz kalan ölmüş ise )

1.2   Tedavi giderleri

1.3   Çalışmamaktan doğan zarar

1.4   Daimi iş göremezlik halinde İş gücü kaybı  tazminatı, iş kazası ölümle neticelenmişse geride kalan eş ve çocuğu açısından destekten yoksun kalma tazminatı

Maddi tazminatı iş kazasına maruz kalan sağ ise sigortası, ölmüş ise eş ve çocukları talep edebilir.

Manevi tazminat, iş kazasına maruz kalan sigortalının sağ ise kendisinin , ölmüş ise eş, çocuk ana, baba ve kardeşlerinin iç dünyalarında meydana gelen üzüntü , çöküntü, yıkıntı ve harabiyet nedeniyle talep edecekleri tazminattır.

İş kazasına dayalı olarak SSK tedavi gider yapmakta ve kazanın mahiyetine sürekliliğine veya geçiciliğine dayalı iş görmezlik tazminatları ödemektedir.

İşte iş kazasına maruz kalan işçi açısından bir hak olarak ortaya çıkan maddi ve manevi tazminat istemlerinden ve taksirle kazaya sebebiyet verilmek suretiyle sebep olunan ölüm ve yaralanmalardan işveren kendisini nasıl en az zararla kurtarabilir.

İşverenin sorumluluğu nasıl ortaya çıkar ,

İşveren işletmesindeki işçi işveren ilişkisinde rücuen tazminatlar yönüyle sorumlu tutulabilmesi için seçmede, denetlemede ve emretme de meydana gelecek kusur ve ayıbına dayalı olarak hukuki ve cezai mahiyette sorumluluğu söz konusu olur

Yasa koyucu halefilik ilkesi gereği  İşverenin kurum ve karşısındaki sorumluluğunun sınırlarını çizmektedir.

Sosyal Sigortalar Kurumunun ödettirme hakkının en üst sınırı, sigortalının ve onun hak sahibi kimselerin sorumlulardan isteyebileceği miktardır.  Başka bir deyişle; bir iş kazası sonucunda davalı hale gelen işveren , iş kazasına uğrayan işyerinde çalıştırdığı sigortalı işçinin yaralanması  veya onun ölümü halinde hak sahibi olan kimselere karşı genel hüküm Borçlar Yasaı ve özel Hüküm İş yasası ve SSK  yasalarına göre  olağan olarak sorumlu tutulacağı miktarın  üzerinde bir  meblağı ödemek zorunda değildir.

Bu  konuda Yüksek  Yargıtay’ın  istikrar kazanmış kazai içtihaylarına yer verirsek ;

Örneğin 14.10.1985 tarihli  bir kararında

“… zararlandırıcı olay bedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumunun rücu hakkı sigortalının işverenden isteyebileceği tazminat miktarı ile sınırlıdır. İşverenin çalıştırdığı sigortalıya ödemek zorunda olduğu tazminat daha önce sigortalı tarafından işveren aleyhine açılan bir dava ile saptanmış ise işverenin sorumlu olabileceği sınır belli demektir...”

şeklindeki  hükmü ile bunu açıkça belirlemektedir.

Yine, 506 sayılı Sosyal sigortalar Kanunun 26.maddesinde yer alan düzenleme uyarınca 3.kişiler kendi aralarında yapacakları özel anlaşmalara dayandırılarak SSK nın halefilik ilkesini ortadan kaldırılması  mümkün değildir. Aynı vergi hukukunda olduğu üzere, SSK açısından da yasadan doğan yükümlülük özel mukavelename ile ortadan kaldırılamaz. Ancak Yasadan doğan yükümlüğü ifade eden işveren sözleşme hükmüne göre rücu hakkını kullanabilir.

Yüksek Mahkeme vermiş olduğu  10.H.D. 8.4.1993, 1692/183  kararı ve bu kararı onaylayan Yarg.H.G.K. 26.6.1995, E.1995/10-900, K.1995/637 sayılı Kararı kararında konu ile ilgili olarak

 “… bu davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26.maddesi halefilik (Ardalık) esasına dayanmaktadır. Ne var ki, buradaki ardalık Sosyal Sigortalar Hukukunun belirleyici özelliğini taşıyan ve Kurumun haklarını 3.kişilerin kendi aralarında gerçekleştirecekleri anlaşmalarla ortadan kaldırmalarını önleyici nitelikte kendine özgü bir ardalıktır...” içtihadına yer vermiştir.

Yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde konuyu özetleyecek olursak; İş kazasına uğrayan sigortalının hedeflerinin işvereni ibra etmiş olmaları da 506 sayılı Yasa açısından kurumun rücu hakkını ortadan kaldırmaz.

Bu noktada bu nedenle  gerek cezai ve gerekse hukuki anlamda işveren sorumluluğunu  güvenliği konusunu iyi işlerlik kazandırmak gerekir.

İşveren işletmesindeki işçi işveren ilişkisinde rücuen tazminatlar yönüyle sorumlu tutulabilmesi için seçmede, denetlemede ve emretme de meydana gelecek kusur ve ayıbına dayalı olarak hukuki ve cezai mahiyette sorumluluğu söz konusu olur

İşverenin seçme noktasındaki özen gösterme borcu , işçinin işin gereklerine uygun nitelik taşıyıp taşımadığıdır.

11. RÜCU DAVALRINDA SORUMLU KİŞİLER VE SORUMLULUK KOŞULLARI

Sosyal Sigortalar Yasasının 26. maddesi uyarınca; iş kazası geçiren sigortalının hizmet akdiyle bağlı oldukları işverenleri, kazaya sebebiyet veren üçüncü kişiler ve bu üçüncü kişilerin işverenleri, meydana gelen kaza nedeniyle yapılan giderler nispetinde Sosyal Sigortalar Kurumuna karşı sorumludurlar.

Yine , Karayolları Trafik Yasası uyarınca sigorta şirketleri de, Sosyal Sigortalar Kurumuna karşı sorumluluk altındadırlar.

Sosyal Sigortalar Kurumunun rücu davası açılabilmesinin ilk koşulu iş kazasına uğrayan ve bu nedenle zararlandırıcı olaya uğrayan kimsenin 506 sayılı yasanın belirlediği anlamda sigortalı olmasıdır.

Sosyal Sigortalar Kurumunun ödettirme hakkı (Rücu hakkı) 506 sayılı yasada belirtilen sosyal risklerden yalnızca İş Kazası ve Meslek Hastalığı niteliğini taşıyan olaylara özgü olup bunlarla sınırlıdır.

Bu nedenle meydana gelen zararlandırıcı sebebin iş kazası veya meslek hastalığı sonucu olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Bu konuda Yüksek Yargıtay 10.cu Hukuk Dairesi  4.11.1985.E.1985/5690.K.1985/5962 sayılı  kararında Sosyal Sigortalar Kanununun 11.maddesinin A(a) hükmü uyarınca sigortalının işyerinde bulunduğu sırada oluşan kazaların iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulamış; olayın baraj inşaat sahası dahilindeki demir ardiyesi yakınında meydana geldiği bilirkişi raporuyla saptandığına göre, bu yerin işyeri kapsamına dahil olup olmadığının ayrıca araştırılması gerektiğini ifade ederek, yerel mahkeme kararını haklı olarak bozulmuştur.

Buna göre iş kazasının varlığı halinde Sosyal Sigortalar Yasasının 26.maddesi çerçevesince rücu davası açılabileceğini dolaylı olarak da olsa hükme bağlamış bulunmaktadır.

Bir ekleme daha yapmak gerekirse; salt iş kazası veya meslek hastalığının varlığı anılan kişilerin Sosyal Sigortalar Kurumuna karşı sorumluluklarını gerektirmez.

Sorumluluğun oluşması için yasanın 26.maddesinde belirtilen özel sorumluluk koşullarının da meydana gelen olaylarda gerçekleşmiş olması gerekir.

506 Sayılı Yasanın 26/1  maddesinde yer alan   “…iş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kasdı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa…”   hüküm gereği işveren Sosyal sigortalar Kurumu karşısında sorumlu tutulabilecektir.

Üçüncü kişinin sorumluluğu ise, iş kazası veya meslek hastalığının oluşumuna kasıt veya kusurun varlığına bağlı kılınmıştır.

Yine bu üçüncü kişinin işverenin sorumluluğu ise, ancak kendisinin kusurlu bulunması halinde söz konusu olabilecektir.

İşverenin 506 sayılı Yasanın 26.maddesi uyarınca Sosyal Sigortalar Kurumunun rücu davasına muhatap olması 1475 sayılı İş Kanununun 73.maddesi çerçevesinde toplanmaktadır.

Burada yasal dayanak  genel hüküm  Borçlar Kanunu uyarınca işverenin iş görme yükümü altında emir ve talimata uyma  borcu ile kendisi işverenin emrine vermiş  işçinin özellikle can güvenliğini koruma borcunda yatmaktadır. Kazının veya meslek hastalığının meydana gelmemesi için işverenin  (İş Kanunu, Tüzük, Yönetmelik ve Genelge) yazılı  hükümleri yerine getirmesi  iş güvenliği açısndan gerekli özen gösterme ve tedbirleri alması işverenin cezai ve hukuki sorumluğunu azaltacağı unutulmamalıdır.  

Koruyucu ve Tehlikeyi önleyici güvenlik malzemelerinin verilmesi, tehlikenin kaynağında yok edilmesi, işçinin tehlikeye karşı eğitilmesi, mevzuata ilişkin tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi ve nitekim uymayanların cezalandırılmasına ilişkin bir dizi uygulamanın yerine getirilmesiyle sorumluluk ortadan kaldırılabilecektir.

Burada bu bağlamda ne yapılabilir,

İşçi işe alınır iken seçmede dikkatli olunur, işçideb bonservis alınır. İşçi verilecek işte deneyimsiz ise kursatn geçirilir, iş güvenliği eğitimi verilir, işyerinde gerekli uyarı levhalarına ve makina ve aparatlarda çalışma talimatlarına yer verilir, iş güvenliği yönetmenliği çıkarılır. İşçin,n yetki ve sorumluluk sınırları statütye bağlanır, koruyucu malzemelerin verildiği tutanağa bağlanır, işçiden  koruyucu malzemeleri kullanacağına dair taahütname alınır Aksi takdirde kasıt unsuru aranmaksızın  doğrudan doğruya İş Güvenliği ile ilgili mevzuata aykırılık nitelemesi ile işverene kususr izafesi mümkün olur, bu da işvereni hem cezi hemde hukuki anlamda sorumluluk ve yükümlülük altına sokar. Bu konuda, 1475 sayılı İş Kanununun 73.maddesine muhalefet edildiği savı ve elde edilen bulgularla 506 sayılı Yasanın 56.maddesi uyarınca rücu davası açılmaktadır. Yargıtay  tazminat ve rücu  koşullarını  genel ilke olarak şu şekilde olçü ve sınır getirmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu  16.10.1985 gün ve 10-197. K.1985/826 sayılı kararı  

“… iş kazası veya meslek hastalığından dolayı, işverenin sorumlu tutulabilmesi, kasdı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi, yada suç sayılan bir eylemin gerçekleşmiş olması koşuluna bağlıdır.... Sosyal Sigortalar Kanununun 26.maddesi öngörülen sorumluluk işveren açısından kusura dayanan sınırlı bir sorumluluk niteliğindedir...”

Yargıtay 10.cu Hukuk Dairesi  10.10.1985 Gün ve E.1985/5020, K.1985/5258) sayılı kararı

“…3.Kişinin sorumluluğu açısından da iş kazasının meydana gelmesinde üçüncü şahsın kasdı veya kusuru mevcutsa rücu olacağınsan sorumlu olacaktır İşletmelerde TAŞERON çalıştırılması halinde bu husus önem arzetmektedir. İşveren ve üçüncü kişinin (Taşeron) sorumluluğunun sınırları ve bunun saptanmasında kusur nispeti dikkate alınacaktır. Bu husus ise yine 1475 sayılı İş Kanununun 73.maddesi uyarınca bilirkişi sıfatıyla inceleme yapan İş Güvenliği Müfettişleri veya dava sonucunda uzman kişi sıfatıyla atanan bilirkişi tarafından belirlenmektedir...”

Yargıtay 10. cu  Hukuk Dairesi   11.1.1995 gün ve E. 1995/5681, K.1995/6101 sayılı kararı

”… İşveren ve 3.kişilerin sorumlulukları…saptanacak kusurları oranında söz konusudur. Bu yönün ise, konusunda uzman kişilere usulen yaptırılacak inceleme sonucunda saptanacağı açıktır…”

“işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi…” sonucu ortaya çıkarılması halinde, sorumluluğun saptanması yöntemidir. Bu nedenle , işverenlerin seçmede, demetlemede ve emretmede kendilerine kusur izafesine neden olmayacak tedbirleri ve mevzuatın gerektirdiği iş güvenliği tedbirlerini alması önemli bir husustur.

111. İŞ KAZASINA DAYALI SORUN CEZAİ VE HUKUKİ ANLAMDA YARGI AŞAMASINDA İSE  ,  DİKKAT EDİLECEK HUSULAR VE İZLENECEK YOL

Böyle bir soruna ve davaya maruz kalan işveren  aleyhine davada mutlaka ,

-    SSK hastane raporları, kaza raporları, SSK kayıt ve belgeleri , Keşif ve kaza görgü tanıklarına dayanması  ve bunları delil olarak nitelemesi gerekir.

-    Yine tazminat davası açısından davacının olay tarihinden beri SSK dan aldığı aylıklar ve tazminatların ve sosyal yarımların hesap incelemesi yapılacağı tarihe kadar ki ve hesap incelemesinden sonraki ıskontolu dönemlerden sonraki alacağı aylık ve sosyal yardımların peşin değerinin ne olduğuna ilişkin (son katsayı artışlarına havi olarak) SSK kayıtlara delil olarak dayanmalıdır.

-    İşyerinde aldığı iş güvenliği tedbirlerini, iş güvenliği iç yönetmenliğinin yürürlükte olduğunu ve işçiye tebliğ edildiğine dair tesellüm belgesini  sunmalıdır.

-    Koruyucu malzemelerin teslim edildiğine dair belgeleri, koruyucu malzemelerin kullanılacağına dair belgeleri , ceza mahkemesi söz konusu ise, yönetim kurulunun daha alt birimde yetkilendirme yaptığına dair belgeleri sunmalıdır.

Bu işverene , hem kusur izafesi  yönüyle savunmasını kolaylaştıracaktır ,   hem de  SSK nın ödediği iş görmezlik tazminatları ve yardımlar kadar maddi tazminatta işçisine karşı sorumluluğunu küçültecektir.  Ayrıca işçinin talebine bağlı olarak takdir olunacak manevi tazminatın düşük takdir olmasını sağlayacaktır. Bu konu ile ilgili usul açısından                  Yüksek yargının bakış açısısnın görülmesi yönüyle , önemli olduğu düşüncesinde olduğumuz Yüksek YARGITAY İçtihatlarına yer vermenin de yararlı olacağını düşündük.

Yüksek Yargıtay 9.cu Hukuk Dairesi 29.1.2002 Gün ve esas 2001-15970 karar 2002-                 1630     sayılı kararı   Özü 

“... Savunma hakkı anayasal bir hak olup , verilen süre içinde tanık  isimleri bildirildiğine göre bu tanıklar dinlendikten sonra sonuca gidilmelidir...”

Yüksek Yargıtay  Hukuk Genel Kurulu  22.3.2000 Gün ve esas 2000/21-208 karar 2000-              220    sayılı kararı   Özü

 “... SSK tarafından tespit edilen beden güç kayıp oranına, kendisine bu orana bağlı yükümlülük geleceğinden  işveren itiraz hakkına sahiptir. İşveren doğrudan doğruya SSK ya başvurabileceği gibi Mahkemeye de uyuşmazlığı   getirme yasal hakkı bulunmaktadır. ...”

Yüksek Yargıtay 10.cu Hukuk Dairesi 3.10.2000 Gün ve esas 2000-5889 karar 2000-  2000-5884    sayılı kararı   Özü

“...  aynı işyerinde ya da ayrı ayrı işverenlerin iş yerlerinde değişik zamanlarda meydana gelen iş kazaları sonucunda doğan iş görmezlik dereceleri % 10 nun altında kalsa bile toplandığında % 10 nun üzerine çıkıyorsa sigortalıya gelir bağlanması gerekir. Ancak işverenler teselsül hükümlerine göre değil , kendi işyerlerine isabet eden meslekte kazanma güç kaybı oranı üzerinden  sorumlu tutulurlar...”

Yüksek Yargıtay 10.cu Hukuk Dairesi 2.10.1997 Gün ve esas 1997/6247 karar 1997-6372 karar  sayılı kararı   Özü 

“...  hangi hallerin iş kazası sayılacağı tadadı olarak sayıldığından taraflardan delilleri sorulmalı, tanıklar dinlenmeli, olay yerinde keşif yapılmalı, bütün kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra .......  anlaşılır ise yaralanması iş kazası sayılmamalıdır....”

Yüksek Yargıtay 10.cu Hukuk Dairesi 27.4.1999 Gün ve esas 1999-1951 karar 1999-2877    sayılı kararı   Özü 

“...  Aynı olay ile ilgili açılmış , kusurlu bulunarak mahkum olanların varlığı halinde , tazminat davasında alınmış 506 sayılı kanunun 26.cı maddesine göre düzenlenmemiş rapora itibar edilmeyip , iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınmalıdır.”

İçtihatları gereği,  

Eksik inceleme, delillerin toplanmaması, davalılara delil bildirmeleri için süre verilmemesi,        SSK dan malûliyet konusunda inceleme yapılmaması, SSK dan maluliyetle ilgili fiili ödeme ve PMF tablosuna göre ıskontolu dönem peşin değer  hesap edilmemesi, keşif yapılmaması,        usuli eksiklik olarak görülmüştür.

Yararlı olması dileğiyle ,

Mustafa Dönmez

Gediz Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

<< GERİ